Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?
Amerikalı bilim kurgu yazarı Philip K. Dick’in bu efsanevi romanı, elinize aldığınız ilk andan itibaren sizi düşünmeye zorlayan bir kitap. Bilim kurgu klasikleri arasına giren ve 1982 yılında Bıçak Sırtı adıyla Ridley Scott tarafından sinemaya da uyarlanan bu roman, VALIS ve Yüksek Şatodaki Adam ile birlikte yazarın en bilinen eserlerinden biri. Kitapta Dick, yarattığı kıyamet-sonrası gelecekte bir ödül avcısının, Rick Deckard’ın dünyaya girmeleri yasak olan androidleri “emekli etme” çabasını aktarırken bu hikayenin altında, insanın “öteki”ne bakışını ve onu görme şeklini ele alıyor. Bu görünene farklı bakış çabası, romanın adından itibaren hissediliyor (bu arada; kitabın ismindeki güzelliğe değinmemek olmaz) ve tüm hikayenin odak noktasını empati kavramı oluşturuyor. Androidler altında şekillendirdiği ötekini, bulunmaları yasak olan bir yere –Dünya’ya- bırakarak yaratacakları tepkimeyi ölçüyor, okuyucuyu öteki gibi düşünmeye zorluyor. Bu ayrımın gerçek mi yoksa bir yanılsama mı olduğunu ahlak felsefesinin süzgecinden geçirirken insanı insan yapan özelliğin empati becerisi olduğu sonucuna varıyor.Androidler ve insanlar arasındaki ikiliği belirledikten sonra –sevdiği konulardan bir diğeri olan- delilik ve akıl sağlığı ayrışmasını sorguluyor. Bunun yasal bir ayrımdan öteye gidemeyeceğini ve aslında “deli” olarak adlandırılanın ne kadar “insan” olduğunu J.R. Isidore’un yerde bulduğu örümcek ile yaşadıklarıyla açıkça ortaya koyuyor.
Bunun dışında roman, yazıldığı dönemin sosyo-politik bağlamında düşünüldüğünde ise dünyaya kaçak şekilde giren androidler, dönemin Birleşik Devletleri için “öteki” olan komünistlerin iyi huylu, sıradan, vergisini düzenli olarak ödeyen Amerikan vatandaşları arasına sızmış olabileceği düşüncesinin zihinlerde yarattığı korkunun bir yansıması olarak okunabilir. Kahramanımız Deckard ise, westernlerde karşılaştığımız kasabayı kurtaran iyi kovboyun iki binli yıllardaki uzantısı olarak görülebilir. Her iyi Amerikalının yapması gerekeni, yine Amerikalı yöntemlerle halleden, -sıradışı işini saymazsak- tipik bir orta sınıf portresi, kazandıklarıyla komşularına hava atmak üzere “gerçek” evcil hayvan satın alma niyetinde, karısıyla arasında sorunlar olan bir adam. Ama her şeye rağmen, içinde bulunduğu ortamdan farklı olarak Dickvari bir şekilde ötekinin varlığı ve düşüncesi üzerine de kafa yoruyor.
Romanda öne çıkan bir başka unsur ise Mercerizm. Daha sonraları sıklıkla ele alacağı ve VALIS üçlemesiyle üzerine gideceği, dahası yeniden tanımlayacağı Tanrı kavramını bu din benzeri oluşum ile yerleştiriyor kıyamet sonrası dünyasına Dick ve Wilbur Mercer’i bir çeşit bilim kurgu İsa’sı olarak betimliyor. Empati kutuları ile her zaman işlediği gerçeklik kavramını yoklarken Matrix’in temellerini de atmayı ihmal etmiyor. Androidler, insanların sahte tavırları ve sahte evcil hayvanlarıyla birleştiğinde tümüyle yanılsama bir evreni işaret ediyor bizler için Dick.
Androidler, Dick’in en bilindik eserlerinden biri olmasının yanında, gözler önüne serdiği resim, anlattıkları ve sorduğu sorularla bilim kurgunun en iyi örneklerinden biri olmayı hak ediyor.
Etiketler: bilim kurgu, makale, philip k dick
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse edebiy.at eposta bültenine abone olun.




2 Yorum:
elinize sağlık. belki tam olarak kitap ile ilgili değil aşağıda yazdıklarım, ama aklıma geldi bir kere söylemem gerek.:)
bu kitaptan birkaç zaman önce marsta zaman kaymasını okumuştum, otistik çocuk her şeyin yıprandığını görebiliyor ve buna "gubbish" diyordu. Burda da Isıdore kızla konuşurken "kipple" diye bir şeyden bahsediyor. Bu ikisi yakın geldi bana, farklı kelimelerle aynı şeyi anlatmaya çalışmış gibi. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz.
Not: Sitemize bekleriz:)
Yorumun üzerine "kipple" sözcüğünün kökeni nereden geliyor diye baktım ki, sözcük ilk olarak PKD'nin okuduğu bir fanzinin adıymış. Ancak sözcüğe "işe yaramaz şey, çöp, artık" anlamını kazandıran PKD ve sanırım sevmiş olacak ki diğer bir eserinde de kullanmış.
Yorum yaz
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Anasayfa