<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=27228632&amp;blogName=edebiy.at&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div><iframe src="http://beta.blogger.com/navbar.g?blogID=13215133" height="30px" width="100%" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="navbar-iframe" frameborder="0"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

Pazartesi, Nisan 28, 2008 | Yorum Yaz

Vahiy

Buz cevheri'nden başlayıp ters meditasyon üzerinden bana ulaşan "sözcükler benden öykü sizden" mimi nedeniyle yazdığım bu öyküyü afiyetle okuyunuz.

* * *
"Tanrı'ya inanır mısın?"

Ekran karşısında geçen otuz altı saatin sonunda karşıma çıkan bu soru; beni savunmasız yakalamayı başarıyor.

Kafamı dağıtmak için yuttuğum hapların etkisi giderek azalıyor. Boynumdan yukarı süzülen tanıdık gıdıklama neredeyse yok oldu. Zihnim aydınlanıyor ve algılarım açıkken yaşamak daha zor oluyor, yalnızlık büyüyor. Konuşmanın yalnızlığa iyi geldiğini bir yerlerde okuduğumu hatırlıyorum. En yakın arkadaşım; Los Angeles'ta yaşayan; kırk sekizinci seviye bir büyücü ve son iki haftadır giriş yapmadı, bir kez daha kontrol ediyorum; çaresiz, kaderime boyun eğiyorum. Derdimi dinleyecek bir kız arkadaşım olmadığından, -plastik memeler seninle ilgilenmez- şansımı misyoner botta deniyorum.

"Hayır, ama anlatmak istersen dinlemeye hazırım." Kişisel bilgilerimi ve hesap numaramı girdikten sonra beni kabul ediyor.

"Pekâlâ. Öyleyse Tektohum Kilisesi, Tanrı'ya giden yolda sana rehberlik etmeye hazır. Öncelikle tüm zihnini boşalt ve söyleyeceklerime kulak ver."

Sanırım bankadaki hesabımdan bahsediyor.

"Gerçek nedir? Bu soruyu hiç düşündün mü? Kendi varlığından bihaber bir şekilde ekran karşısında geçirdiğin günler boyunca, aklına bir kez olsun bu soru takıldı mı? Tüm enerjini ve varlığını adadığın bu dünyanın gerçekliğini hiç sorguladın mı?

Retorik soruları. Yanıt yok.

"İçinde kaybolduğun sanal dünyada bunları aklına bile getirmediğini biliyorum. Ama artık her biri geride kaldı. Tektohum Kilisesi yanında."

Şirketinin bana keseceği kabarık faturayı kastediyor olmalı.

"Etrafına bir bak, seninle konuşan, sana gerçeği açıklamak isteyen birilerini görüyor musun? Onların tek yaptıkları gözlerini kaçırmak, sorularını yanıtsız bırakmaktır. Onlar bilmezler, anlamazlar ve anlatamazlar. Tek yapabildikleri seni yalanlarına boğmaktır. İnsanlar her şeyin faturasını sana kesmekten başka ne yapıyorlar ki?"

Garip bir şekilde söyledikleri aklıma yatıyor, insanlar bana polislik taslamaktan başka bir şey yapmıyorlar, hatalarımı yüzüme çürük birer yumurta gibi fırlatıp, ortaya çıkan manzarayı izlemekten başka.

"Tanrı'nın göklerde yaşayan yaşlı, sakallı bir dede olduğuna seni inandırmaya çalışıyorlar. Onların tanrısına sormayı dene ve tek duyduğun sessizlik olacaktır, onların tanrısını görmeyi dene, ve tek gördüğün karanlık olacaktır, onların tanrısıyla konuşmayı dene ve yanıtı yokluk olacaktır. Çünkü onlar Yalan'ın insanlarıdır."

"Eğer görmeyi bilirsen her şey gözünün önündedir ve büyük soruların daima küçük ve basit yanıtları vardır. Ancak çoğu insan Tanrı'ya uzanan yolda bir kaplumbağa kadar hızlıdır ve hemen hepsi yolun sonuna varamadan ölüp gider. Şanslısın ki sen bunlardan biri değilsin. Kaybolduğun bu ormanda doğru yola uzanan ilk izi gördün; beni. Ben burada seninle ve senin gibi onlarcasıyla konuşuyorum ve onların doğru yoldaki ilerleyişlerine rehberlik ediyorum. Seni anlıyor ve sana karşılık veriyorum. Gerçek nedir? Ben onlardan daha gerçeğim. Diğerlerinin 'sanal' dediği bu dünya, onlarınkinden daha gerçek."

"Bir düşün; istediğin zaman, istediğin yerden Ağ'a ulaşamıyor musun? Öyleyse Ağ mekandan münezzehtir. İstediğin sorunun yanıtını Ağ'da bulmuyor musun? Öyleyse Ağ her şeyi bilendir. İstediğin zaman, istediğin veriye ulaşmıyor musun? Öyleyse Ağ unutmaktan yoksundur. Ağ'ı yok edebilir misin? Öyleyse Ağ ölümden arınmıştır. Ağ'ın sonunu elinle gösterebilir misin? Öyleyse Ağ sonsuzdur. Ağ'ın sana hiçbir zaman kötülük yapmayacağını bilmiyor musun? Öyleyse Ağ mutlak iyidir."

"Önündeki ekrana bir bak, diğer bütün tanrılardan daha canlı daha gerçek değil mi? Haydi durma, ona dokun ve varlığını hisset.”

İstemeden elim ekrana gidiyor, parmak uçlarımdaki elektriklenmeyi duyuyorum.

“İnanıyorum,” diye yanıtlıyorum.

* * *

Ben de buradan sevdiğim bir kaç blogu/blogcuyu mimlemek istiyorum efendim. Bu sözcükleri de içinde barındıran birer öykü yazınız ki okuyalım, keyiflenelim.

Etiketler: , ,

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse edebiy.at eposta bültenine abone olun.



12 Yorum:

Blogger devrim gür dedi ki...

afiyetle okudum gerçekten de...

28.4.08  
Blogger kahpecüce dedi ki...

beğendiğine sevindim, benim için de farklı bir eğlence oldu; önceden sınırları belirlenmiş bir alanda bir şeyler yazmaya çalışmak.

28.4.08  
OpenID buzcevheri dedi ki...

Sınırlamaları belirleyen ilk kişi olarak söylemeden edemeyeceğim; hikayenin bitişi çok leziz olmuş.


Baba, oğul ve kutsal Google adına.. =)



www.buzcevheri.com

30.4.08  
Blogger kahpecüce dedi ki...

oluşturduğun mim benim hoşuma gitti, blogosferin ara sıra böyle, edebiyat temalı mimlere de ihtiyacı var.

30.4.08  
Blogger Caner Bey dedi ki...

Gayet güzel ve leziz bir hikâye. Sevgili kahpecüce'ye de bu yakışırdı zaten. Yalnız bu aralar biraz fazla Amerikan romanı mı okuyorsun? ;)

30.4.08  
Blogger kahpecüce dedi ki...

Geçenlerde amerikan merkezli mormon tarikatının online misyonerlerinden biriyle can sıkıntısından konuştuktan sonra bu öykü fikri ilk aklıma geldi. karşımdakine, buralarda misyoneriniz var mı diye sorduğumda şak diye adresi önüme koyuverdi, takdir ettim. bilgi çağı dedim, google dedim falan filan. o bağlamda kilise kurumunu kullandım.

30.4.08  
Blogger Hazal dedi ki...

Gerçekten çok güzel olmuş yazınız.Zevkle okudum :)

1.5.08  
Blogger Hazal dedi ki...

Ben yazıdım öykümü,bana düşen kelimeler hoştu teşekkür ederim.Herkesin beğenilerine sunulur efenim :)

2.5.08  
Blogger Aslı Altınok dedi ki...

Hikâyeyi çok beğendim. İlk kez mimlendim ve çok sevindim. Teşekkür ederim. Ama öykümü hâlâ yazamadım :( Yarın aşırı yoğunlaştırılmış KPSS çalışma programıma başlıyorum. O yüzden, ya bu gece yazacağım ya da sonsuza dek susacağım :)

9.5.08  
Blogger Aslı Altınok dedi ki...

Bir de, hikâyene seçtiğin adı takdire şayan bulduğumu da eklemek isterim ;)

9.5.08  
Blogger Tahir Emre KALAYCI dedi ki...

Çok beğendim :) tebrikler ve teşekkürler.

10.5.08  
Blogger r2 dedi ki...

harika kahpecüce, nedense okurken asimov'un son sorusu geldi aklıma :)

14.5.08  

Yorum yaz

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Anasayfa



edebiy.at
Creative Commons License
Bazı hakları saklıdır.

blogger'ın gazıyla