<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=27228632&amp;blogName=edebiy.at&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div><iframe src="http://beta.blogger.com/navbar.g?blogID=13215133" height="30px" width="100%" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="navbar-iframe" frameborder="0"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

Pazar, Aralık 24, 2006 | Yorum Yaz

Dünyaya Orman Denir

Yazmak çoğunlukla zor ama keyifli bir iştir benim için: bu öyküyü yazması kolaydı ama pek keyifli değildi. Bana hiç seçenek bırakmadı. Ülserli bir patronun sekreterine mektup yazdırması gibi yazdırdı kendini bana. Ben orman ve düş üzerine yazmak istiyordum; yani belirli bir ekolojiyi içeriden bir bakışla betimlemek, biraz da Hadfield'in ve dement'in uyku düşlerinin işlevleri ve düşün yararları üzerine görüşleriyle oynamak istiyordum. Ama patron ekolojik dengenin tahrip edilmesinden ve duygusal dengenin reddedilmesinden bahsetmek istiyordu. Ahlâk dersi veren öyküleri pek sevmem, çoğunlukla iyilik duygusundan yoksun olurlar. Umarım bu öykü öyle değildir.
Ursula K. LeGuin, 1976'da Hugo ödülüne layık görülen kitabı Dünyaya Orman Denir'den böyle bahsediyor ancak kitabın söyledikleri "doğayı koruyalım" mesajıyla sınırlı değil. Sömürgecilik, ırkçılık, cinsiyet ayrımı, ataerkil toplum yapısı, LeGuin'in kaleminden payını alıyor.

Dünyalılar doğal kaynak arayışıyla galaksiye yayılırken, bakir kalmayı başarabilmiş gezegenlerden birine yerleşirler ve buradan dünyaya ham madde olarak tahta götürmek üzere çalışmaya başlarlar. Fakat gezegende yaşayan iri gözlü, tüylü ve uyanıkken düş görme (lucid dreaming) üzerine bir kültür inşa eden yaratıklar bu gezegenin yerlileridir ve yeni gelenler tarafından, çalıştırılmak üzere köleleştirilirler. Kitabı elinize aldığınızda karşılaşacağınız evren bu, LeGuin, kendi evreninin kitabı yazdığı zamanlarda dünyamızın halinden pek de farklı olmadığını söylüyor. Vietnam savaşının yazar üzerinde etkisini gösterir nitelikte.

Kitabın ısrarla işaret ettiği diğer bir nokta da kadın ve ataerkil toplumdaki yeri. Aşağıdaki cümleler kitabın açılış paragrafından:
Aklında bir gün evvelinden kalma iki şeyle uyandı. Yüzbaşı Davidson karanlıkta uzanırken bir süre onları seyretti. İyi olan: Yeni kadın yüklü gemi gelmişti...
Bu insanlar, -ve genel olarak ataerkil toplumun temsilcisi olarak kitapta karşımıza çıkan Davidson- uzayda galaksinin ucra bir köşesinde "erkek gibi" çalışırlarken tek "eğlenceleri" olan kadınlardan yoksundurlar ve yeni gelen kadınlar çalışan ataerkil toplum ürünü erkekler tarafından böyle görünür. Sadece bir mal olarak. Ancak kitabın sonunda, kendi sonunu hazırlayan yine Davidson'ın atalarından öğrendiği, kendini beğenmiş ve öldürmeye hevesli zihniyeti olacaktır.

"Kadınlar ve yaratıkçıklardan makul olmalarını bekleyemezsin." diyen Davidson erkek toplumunun kadına bakışını bir cümlede özetleyiveriyor. Yaratıkçıkların toplumunun bizimkinin tam tersi bir şekilde anaerkil olması da, toplumda erkeğin kadına bakışını gösteriyor. Kadın başka bir ırk, başka bir soy, hem de sömürdükleri o küçük tüylü yaratıklar kadar mantık dışı ve vahşi erkekler için. Çünkü kadın doğurganlığından ötürü Doğa ile özdeş ve benzer, o da tıpkı doğa gibi karmaşık, kontrol altına alınamaz, fazla duygusal ve mantıktan yoksun. Erkek ise aklın, düzenin ve medeniyetin temsilcisi. Erkek egemen toplum onu bu şekilde betimlemeyi seçerek kadının erkeğe göre daha aşağı bir "yaratık" oluşuna bir kılıf uyduruyor.

"...yaratıkçıkların kampa saldırmasından o kadar çok korkuyordu ki, tecavüze uğramaktan korkan bir kadın gibi davranıyordu." Bu sözler, sömürgecilerin kampında, saldırıya uğramaktan korkan bir dünyalı erkeği tanımlamak için kullanıldığında ataerkil toplumda "kadın" sözcüğünün bir hakaret olarak kabul edildiği gerçeğini görüyoruz.

Erkeğin erkeklediğini kanıtladığı anlarsa bir diğer canlının üzerinde hakimiyet kurduğu anlar oluyor. Bu da sömürgeciliği ve köleleştirmeyi aynı zamanda bir gösterişe de çeviriyor. Davidson'ın kafasının içinde dönenleri dinlediğimizde bunu görebiliriz:
Bir kopteri ormanın kesildiği bölgelerin üzerine çıkar ve orada lanet yay ve oklarıyla bir yaratıkçık kalabalığı yakala, ateşjölesi kutularını atmaya başla ve etrafa kaçışarak yanmalarını seyret. Bunu tahayyül etmek midesinde hoş bir his yarattı, aynı bir kadını becermeyi düşündüğü zaman, ya da o Sam yaratıkçığı ona saldırdığı zaman yüzünü üst üste dört yumrukla parçaladığını her hatırladığında olduğu gibi.
Öldürmek, erkekliğin ispatı olduğu gibi aynı zamanda bir eğlence biçimine dönüşmüş, erkek için seks ile eşdeğer. Aynı zamanda erkekleri bir arada tutan bir yönteme, bir ortak amaca da dönüşüyor:
Bu yolla yoldaşlık duygusunu hissedebiliyordun, erkekler arasındaki gerçek bağı.
Ataerkil toplum iyiyi beyaz erkek olarak belirlediğinde, bunun dışında kalan her canlı medeniyete doğrudan bir tehdit oluşturur konuma geliyor. Yine, beyaz erkeğin temsilcisi Davidson'dan:
İlkel ırklar gelişmiş olanlara yer açmalı her zaman, ya da onlara benzemeli.
Burada yaratıkçıklardan, yani dünyalıların sömürdüğü uzaylılardan bahsediyor. Ama "gelişmiş olanlar" tüm erkekleri kapsamıyor:
Bazı insanlar, özellikle de asyaform ve hint tipleri gerçekten doğuştan vatan hainidirler...Diğer bazılarıysa doğuştan kahraman.
Avrupalı, beyaz erkeğin kendisinin dışındakileri aşağı ve vahşi olarak gördüğünü gösteren bu sözler, uzakta bir koloni gezegende dünya erkeğini temsil eden Davidson'ın aklından geçiyor.

Ama Davidson, Raj Lyubov'un tersine, tıpkı bir erkeğin yapması gerektiği gibi yaratıkçıkları öldürmeye başladığında onların kendi halindeki dünyalarına yeni bir kavram da sokuyor: "cinayet." Bunu ilk öğrenen yaratıkçık Selver adındaki bir tanesi oluyor ve tanrı olarak karşılanıyor. Çünkü kimsenin yapmadığı bir şeyi yapıp bir "insan" öldürüyor ve yaratıkçık dünyasına yeni bir kavram kazandırıyor -bu durumda bunun bir "kazanç" olduğunu söylemenin zor olduğunu kitabın sonunda kendisi de söylüyor.
Selver halkının diline yeni bir kelime sokmuştu. Yeni birşey yapmıştı. Kelime, fiil, öldürme. Sadece bir tanrı Ölüm gibi büyük bir yabancıyı dünyalar arasındaki köprüden geçirebilirdi.
Ancak burada asıl dikkatimi çeken nokta ise Selver'i tanımlayan sözcüğün sha'ab olması. sha'ab yaratıkçık dilinde "tanrı" anlamının yanı sıra "çevirmen" anlamına da sahip:
Tabii: sha'ab: çevirmen. Neredeyse fazla uygun, neredeyse fazla iki anlamlı.
LeGuin, dilin ve yazının insan hayatındaki konumunun bu denli önemli olduğunu en iyi bu şekilde ortaya koyuyor.

Dünyaya Orman Denir, yazarının dediği gibi içinde birçok "ahlâk dersi" bulunduran bir bilim kurgu romanı. Söylenecek ve çıkarılacak fazlasıyla şey var ve bu yazıda ancak bir kısmına, sadece dokunabiliyorum. Kendiniz okuyup görmelisiniz.
Madem bir kere ahlâk dersi vermek zorunda kaldım, şunu söyleyebilirim bir tek: Don Davidson olmak Raj Lyubov olmaktan daha da acı vericidir.
-Ursula K. LeGuin


Etiketler: , ,

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse edebiy.at eposta bültenine abone olun.



3 Yorum:

Blogger jormundgard dedi ki...

benim tanıdığım kahpecüce bir metindeki feminizm üzerinde bu kadar durmaz. hatta daha da ileri giderek erkeğin gücünü emen kadını asıl sömürücü olarak falan görür, ilginç. ama güzel olmuş, eline sağlık.

29.12.06  
Blogger kahpecüce dedi ki...

feminist bilim kurgu yazarı Ursula K. LeGuin'in yazdığı bir kitapta kadın ve kadın sorunlarına değinmemek olmazdı. O yazmış, ben de üzerine düşündüğümü, LeGuin'in erkek egemen toplumu nasıl gördüğünü anlatmaya çalıştım.

29.12.06  
Blogger su dedi ki...

Dünyaya Orman Denir'deki dünya, LeGuin'in kurduğu fantastik dünyalar arasında başarılı bir tasarıma sahip olmasına rağmen, kendisinin de söylediği gibi edebi açıdan biraz zorlama bir roman. Yazın bunu ve öteki sorununu ilginç bir şekilde açıklıyor, yine de ben Ursula LeGuin'e başlayacak okuyucularına "damardan" Mülksüzler, ardından da Karanlığın Sol Eli'ni öneririm.

1.6.07  

Yorum yaz

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Anasayfa



edebiy.at
Creative Commons License
Bazı hakları saklıdır.

blogger'ın gazıyla