<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=27228632&amp;blogName=edebiy.at&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2F&amp;blogLocale=tr_TR&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div><iframe src="http://beta.blogger.com/navbar.g?blogID=13215133" height="30px" width="100%" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="navbar-iframe" frameborder="0"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

Pazar, Kasım 26, 2006 | Yorum Yaz

Daha Üretken Olmak İçin

Geçenlerde, fakültedeki hocalarımdan biri okumam için Julia Cameron'ın Letters to a Young Artist adlı kitabını verdi. Kitap; genç bir yazara gönderilen mektuplardan oluşuyor ve sanatçı, sanat ve yaratmak üzerine birçok şey söylüyor. Cameron'ın, Tanrı'yla ilgili garip bir takıntısı bir yana söylediklerinin çoğu doğru. Yazarın, yaratmakla ilgili ve kuramsal boyutta kalan söylemlerini ayırıp, hayata geçirilebilecek önerilerinden bir kısmını kendi düşüncelerimi de ekleyerek size aktarmak istiyorum. Süprsiz ya da mucizevî fikirler ve öneriler yok, ama uygulandıklarında muhtemelen sonuç vereceklerdir.

Yazın. Yazmaya niyetli olan insanlar -ki bunlar ülkemizde toplumun oldukça küçük bir kesimini oluşturuyor- genelde yazmayı düşündükleri şeyler hakkında konuşmayı çok severler. Aslına bakarsanız bu her yazarda bulunan ve onu yazmaya iten nedenlerden biri olan bencillik duygusunun bir uzantısıdır. Yapacaklarından bahsetmek ve bunu dinleyen birilerini bulmak yazarın gururunu okşar. Ancak bu durum için dilimizde oldukça güzel bir deyiş var. Lafla peynir gemisi yürümez. İşte bu yüzden, yazar olmayı kafasına koymuş biri, konuşmayı bırakıp yazmaya başlamalıdır. Yazmak için yazar olmak gerekmez ancak yazar olmak için yazmak gerekir.

Cameron üretmenin önemli araçlarından birinin de düzenli bir şekilde çalışmak olduğunu söylüyor ve sabah yazmalarını öneriyor. Her sabah (ya da akşam, siz nasıl belirlerseniz öyle) önceden planladığınız saatte, ve aksatmadan yazın. Bir yere varmak zorunda değilsiniz, ya da birşeyleri bitirmek zorunda da değilsiniz. Sadece yazın. Ayrıca yazarken mükemmeliyetçi, eleştirmen yanınızı bir kenara bırakıp yalnızca yazmaya odaklanın. Herşey bir yana, yazarların yaptığı tek bir şey varsa o da yazmaktır.

Dengeyi sağlayın. Yazar olmak, herşeyi bırakıp sadece yazmaya odaklanmak değildir. Tüm günlük işlerden kurtulmak size yarar değil zarar sağlayacaktır. Çünkü, çevreniz ve yaşadıklarınız, yazacaklarınız için büyük ipuçları içeriyor olabilir. Sizin önünüzü kesecek olan şey zamanın azlığı değil fazlalığıdır. Gerektiğinden fazla zamanınız olması durumunda her zaman işinizi erteleme şansınız vardır ve biliyoruz ki yazmakla uğraşanlar genelde işleri geciktirmeyi severler. (Tolkien, sırf yazmamak için uzun saatler boyunca iskambil kağıtlarıyla solitaire oynamayı tercih ediyormuş demiş miydim?) Kısıtlı zaman ise, işinize yoğunlaşmanızı sağlayıp elinizden gelenin en iyisini ortaya koymanıza yardımcı olur. Bu da, yukarıda bahsettiğim süreklilik ile birleşince ortaya nelerin çıkacağını kim bilebilir?

Dengeyle ilgili bir başka nokta da, doğru arkadaşlar seçmeniz ve bu arkadaşlarla yeteri kadar zaman geçirmeniz. "Yeteri kadar" ne fazla ne de eksik anlamını taşıyor. Onları hiç görmemezlik etmeyin, çünkü bu sürekli yazmaya odaklanmak sizi çaresiz bırakabilir, rahatlamaya da ihtiyacınız var. Ancak sürekli onlarla vakit geçirmeyi de aklınızdan çıkarın, yazmalısınız.

Ayrıca, Cameron'ın ısrarla önerdiği bir başka araç da yürüyüşler. Yazar için yalnız kalma ve kafasının içindeki sesi dinleme fırsatı yalnız başına yapılan yürüyüşler. (aslına bakarsanız Cameron'ın yürüyüş önerisi, bir noktada liste yapma önerisiyle de birleşince aklıma bir bilim kurgu yazarının kurduğu dini oluşum olan Scientology'nin o "hayat kurtaran" yöntemleri gelmedi değil: take a walk, make a list. -neyse fazla komplo teorisine gerek yok.) Yürüyüş fikrine karşı olduğumu söyleyemem. Ben de özellikle "yürüyüş yapmak" için yola çıkmasam da yazacaklarım için ilk kıvılcımı hep yalnız yürüdüğüm zamanlarda buluyorum.

Umarım sizin için de işe yararlar.

Etiketler:

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse edebiy.at eposta bültenine abone olun.



4 Yorum:

Blogger Aslı Altınok dedi ki...

Çok geç fark ettiğim bir yazı. Bildiğimiz şeyler gibi görünüyor ilk bakışta, ama kendi iyi yorumlarınla süsleyerek iyi bir özet yapmışsın. zamanım olmasına rağmen yazmayı ertelediğim, bilgisatar başına sadece yazmak için oturduğum her seferde başka şeylerle ilgilendiğim bu günlerde, bana iyi bir uyarı oldu. Teşekkür ederim :)

27.7.08  
Blogger Geveze Kalem dedi ki...

Bu yazı tam, "Susadım!" diye feryat ederken, önüme konmuş bir bardak su gibi oldu. Bazen tesadüfleri seviyorum. Tesadüflerin sadece bir tesadüf olmadığını bilmeme rağmen.:)

Sevgiler...

28.9.08  
Blogger kahpecüce dedi ki...

İşinize yaradıysa ne mutlu. Afiyet olsun.

29.9.08  
Blogger Linukus dedi ki...

bende yürümeyi keşfettim uzun zaman önce.. kulağımda mp3 çalarımla yürüyorum nereye gittiğimi bilmeden.. ve en parlak fikirler yürürken geliyor.. herkes için böyle olacak değil tabi ki ama işe yarıyor kesinlikle..

13.4.09  

Yorum yaz

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Anasayfa



edebiy.at
Creative Commons License
Bazı hakları saklıdır.

blogger'ın gazıyla