<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=27228632&amp;blogName=edebiy.at&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fkendime.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div><iframe src="http://beta.blogger.com/navbar.g?blogID=13215133" height="30px" width="100%" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="navbar-iframe" frameborder="0"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

Pazar, Ekim 29, 2006 | Yorum Yaz

Yaratık Aklı

Amerikan bilim kurgu edebiyatının önemli isimlerinden Philip K. Dick'in I Hope I Shall Arrive Soon adlı kitabında yer alan "The Alien Mind" adlı öyküyü boş bir pazar gününü değerlendirmek üzere çevirdim. Görüş, öneri ve düzeltmelerinizi iletmekten çekinmeyin. Zamanla diğer öyküleri de çevirerek kitabın tamamını Türkçeleştirmiş olmak istiyorum. Ama bunun için belirlediğim bir programım yok elbette.
* * *
Theta bölümünün derinliklerine sıkışmışken, önce cılız bir ses ve ardından konuşan elektronik sesi duydu.

“Beş dakika.”

“Pekala,” dedi ve derin uykusundan uyandı. Geminin rotasını ayarlamak için beş dakikası vardı; oto-kontrol sisteminde bir sorun çıkmıştı. Kendi adına bir hata mı? Olası değildi, asla hata yapmazdı. Jason Bedford hata mı yapardı? Çok zor.

Dengesizce denetleme modülüne doğru yürürken, kendisini oyalaması için birlikte gönderilmiş olduğu Norman’ı gördü. Kedi yavaşça dairler çizerek süzüldü, her nasılsa olduğu yerden çıkan bir kaleme çarptı. Garip, diye düşündü Bedford.

“Senin de benimle birlikte baygın olduğunu sanmıştım.” Geminin rotasının çıktısını inceledi. Mümkün değil! Sinus yönündeki beşinci parsek iptal. Bu yolculuğuna bir hafta eklenmesi demekti. Acımasız bir kesinlikle kontrolleri sıfırladı, ardından Meknos III’e bir uyarı sinyali gönderdi, varacağı yere.

“Bir sorun mu var?” diye yanıtladı Meknosyalı operatör. Sesi alaycı ve soğuktu, Bedford’a daima yılanları hatırlatan bir çıkarcı, tekdüze bir sesti.

“O aşıya ihtiyacımız var,” dedi Meknosyalı. “Rotada kalmaya çalış.”

Kedi Norman, control paneli boyunca süzüldü, pençesini uzatarak rastgele bir iki yumruk salladı, bastığı iki düğme cılızca bipledi ve gemi rota değiştirdi.

“Demek yaptın,” dedi Bedford. “Beni bir yaratığın önünde küçük düşürdün. Beni bir yaratık gibi aptal konunumuna düşürdün.” Kediyi kucakladı ve sıktı.

“O garip ses de neydi?” diye sordu Meknosyalı operatör. “Bir inleme.”

“İnleyecek bir şey kalmadı. Bunu duyduğunu unut.” Dedi Bedford sessizce. Radyoyu kapattı ve kedinin cesedini çöp öğütücüsüne atıp boşalttı.

Bir an sonra theta bölümüne döndü ve bir kere daha uykuya daldı. Bu kez onun kontrol düğmeleriyle oynayak bir şey kalmamıştı. Huzur içinde uykuya daldı.

Gemisi Meknos III’e yanaştığında yaratıkların sağlık ekibinin kıdemli üyesi onu garip bir istekle karşıladı. “Hayvanını görmek istiyoruz.”

“Benim hayvanım yok,” dedi Bedford. Gerçekten de öyleydi.

“Bize verilen yük senedinde-”

“Bu sizi ilgilendirmez,” dedi Bedford. “Aşınızını aldınız, ben de gideceğim.”

Meknosyalı “Her türlü canlının güvenliği bizim işimizdir. Gemini arayacağız.” dedi.

“Olmayan bir kediyi arayacaksınız,” dedi Bedford.

Aramaları sonuç vermedi. Bedford, bu yabancı yaratıkların gemisindeki her dolabı ve koridoru didik didik etmesiniz huzursuzca izledi. Ne yazık ki, Meknosyalılar on torba kuru kedi maması buldular. Bu, kendi dillerinde uzun bir tartışmaya sebep oldu.

“Şimdi,” dedi Bedford sertçe, “Dünya’ya dönmeme izin var mı? Programım oldukça yoğun.
Yaratıkların düşüncelerinin ve söylediklerinin onun için önemi yoktu, o sadece theta bölümüne ve derin uykusuna dönmek istiyordu.

“Arınma İşlemi A’yı tamamlamak zorundasın” dedi Meknosyalı kıdemli sağlık memuru, “Tüm sporlar ve virüslerden-”

“Anladım” dedi Bedford. “Halledelim şunu.” Sonra, arınma işlemi tamamlandığında gemisini çalıştırıyorken radyosu açıldı. Meknosyalılardan biri ya da diğeri olabilirdi, Bedford’a göre hepsi birbirine benziyordu. “Kedinin adı neydi?” diye sordu Meknosyalı.

“Norman,” dedi Bedford ve ateşleme düğmesine bastı. Gemisi yükselirken gülümsüyordu.

Theta bölümünün güç kaynağının olmadığını gördüğündeyse gülümsemesinden eser yoktu. Yedeğinin bulunmadığını görünce de gülmedi. Getirmeyi mi unuttum? diye sordu kendine. Hayır, Ben getirmemiş olamam, diye düşündü. Onlar aldı.

Terra’ya giderken geçirmesi gereken iki yıl vardı. Theta uykusundan yoksun, uyanık, oturmak ve ordan oraya süzülmekle geçecek iki yıl – ya da askeri hazırlık eğitim holofilmlerinde gördüğü gibi, tamamen psikotik bir halde köşeye büzülüp geçecek iki yıl.

Meknos III’e dönmek istediğini belirten bir radyo talebi gönderdi. Yanıt yoktu. Pekala, bu kadarı yeterdi.

Kontrol bölümüne oturdu, paneldeki bilgisayarı hışımla açıp “Theta bölümüm çalışmıyor, sabote edilmiş. İki yıl boyunca ne yapmamı önerirsin?” dedi.

ACİL DURUM İÇİN EĞLENCE BANTLARI VAR

“Doğru ya,” dedi. Hatırlaması gerekirdi. “Teşekkürler.” Gerekli düğmeye basarak bantların olduğu bölümün kapısının kayarak açılmasını sağladı.

Bant yoktu. Sadece, Norman için getirlimiş bir kedi oyuncağı vardı –minyatür bir tırmalama torbası. Onu kediye vermek için asla buraya gelmemişti. Gelyseydi… boş raflar.

Yaratık aklı, diye düşündü Bedford. Gizemli ve zalim.

Geminin ses kaydedicisini açarak, sakince ve elinden geldiğince ikna edici bir şekilde konuştu. “Gelecek iki yılımı günlük işlerimle geçireceğim. Öncelikle, yemekler var. Zamanımı elimden geldiğince lezzetli öğünler düşünmek, hazırlamak, ve yemekle geçireceğim. Önümdeki zamanda elimdeki erzakların mümkün olan tüm karışımlarını deneyeceğim.”

Sallanarak kalktı ve koca erzak dolabınıa doğru yürüdü.

Ağzına dek dolu olan dolaba bakarken, rafların aynı abur cuburla dolu olduğunu düşündü. Öte yandan, iki yıl boyunca yetecek olan kedi mamasıyla yapabileceğiniz pek fazla birşeyk yoktur. Çeşit bakımından. Hepsi de aynı çeşnili mi?

Hepsi de aynı çeşniliydi.

Etiketler: , , ,

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse edebiy.at eposta bültenine abone olun.



0 Yorum:

Yorum yaz

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Anasayfa



edebiy.at
Creative Commons License
Bazı hakları saklıdır.

blogger'ın gazıyla