Büyük Wooton'lu Demirci
Demircioğlu'nun büyülü bir yıldız aracılığıyla Periler Diyarına yolculuk yapmasını anlatıyor öykü
kısaca. Yıldız kendisine çocukken katıldığı ve Büyük Wooton'da geleneksel olan bir tören sırasında (dolaylı olarak da olsa) Başaşçı tarafından veriliyor. Büyük Wooton'un Başaşçısı'nın tören için hazırladığı pastanın içine kattığı yıldızı Demircioğlu -ki o zaman çocuk denecek yaşta- farkında olmadan yutuyor. Çırak tarafından yıldızın sihirli olduğuna dair uyarılsa da perilere inanmayan Başaşçı bunu duymazlıktan geliyor. Gel zaman git zaman Demircioğlu büyüyüp babasının yerini alıyor ve Demirci olarak anılıyor. Bu sırada yıldız alnının ortasında beliriyor ve bu yıldız sayesinde Periler Diyarına sık sık uzun yolculuklara çıkıyor. Masalın sonundaysa, gelenek gereği alnındaki yıldızı bir başka çocuğa vermesi için Peri Kral'a iade ediyor.Masaldaki hakim kavramlardan biri, nesilden nesile aktarılan bilgi ve gelenek. Bu, yazarın masalın birçok noktasına yerleştirdiği bir öğe. 24 yılda bir yapılan Yirmidörtlü Ziyafet, -ki iki tören arasındaki zaman farkı nedeniyle her birine yeni bir neslin çocukları ve sadece çocukları- katılabiliyor, bu ziyafet aynı zamanda yeni neslin gelişinin kutlaması olarak okunabilir belki.- Başaşçı'nın bir çırak edinmesi ve her yeni nesille birlikte başaşçılığı çırağına devretmesi, sihirli yıldızın da aynı şekilde bir sonraki sahibine aktarılmasının gerekliliği, Demircioğlu'nun büyüyüp babasının yerini alması Demirci olarak anılması ve onun da oğluna yerini vermesi, tamamı geleneklere ve gelenekselliğe işaret ediyor. Masalların da bir nesilden diğerine aktarılan anlatılar olduğunu düşünürsek bu durum daha da anlam kazanacaktır.
Burada masalın ana kahramanı olan Demirci'nin diğerlerinden ayrı bir yeri var. Yukarıda belirttiğim gibi Demirci, yaptığı işi babasından öğreniyor ve yine bildiklerini oğluna aktarıyor. Seçilmiş olmasından dolayı da Periler Diyarında sonu gelmez gezintilere çıkabiliyor. Demirci'nin önemli bir diğer özelliği ise iyi şarkı söyleyebilmesi. Bunu folklor ile ve özellikle sözlü edebiyatla bağdaştıracak olursak, yazar kendisini bu masalın içine Demirci rolünde yerleştirmiş gibi görünmektedir. Ayrıca demirci, metali eğip bükmeyi, ondan halkının işine yarayacak şeyler üretmeyi bilir. Tıpkı eski zamanlardaki bir ozan gibi, atalarından edindiği gizemleri, güzellikleri ve görkemli şeyleri yeni nesle aktarmakta, onlara bildiklerini öğretmekte ve zamanı geldiğinde de sırasını bir sonrakine devretmeyi beklemektedir.
Bir de Demirci'nin tam karşıtı bir olarak düşünebileceğimiz Nokes adlı Başaşçı var, yıldızın sihirli olduğuna inanmayıp onu pastaya katan. Masalın sonuda, Nokes yaşlı ve huysuz bir ihtiyarken Periler Diyarı'nın Kralı, karşısına gelip sihirli yıldızı gösterse ve kendisi üzerine bir sihir uygulasa dahi bunların gerçekleştiğine inanmıyor, çünkü zihni ve hayalgücü bunları algılayamayacak kadar dar. Tolkien, burada masallara ve perilere inanmazsak, tüm o büyülü dünyaları, perikızları, atalarımızdan kalanları, yani tüm eğlenceyi kaçırdığımıza işaret ediyor adeta.
Tolkien bu masalda biraz sisli bir manzaranın ardında da olsa kendi yaptığı işi anlatıyor. Masalın ve Periler Diyarına uzanan anahtarın -yani yıldızın- yüzyılımızdaki şanslı sahibinin kendisi olduğunu biliyor, ve bize gidip gördüğü Periler Diyarını yazdıklarıyla anlatıyor.
Etiketler: fantastik kurgu, jrr tolkien, makale
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse edebiy.at eposta bültenine abone olun.




0 Yorum:
Yorum yaz
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Anasayfa