Alfa Ayının Kabileleri
Geçenlerde kitapçıya uğradığımda, fantastik kurgu rafları arasında küçük siyah kapağıyla gözüme cazip görünen bilim kurgu romanını kapıp kasaya yöneldim. Philip K. Dick adını görünce eğlenceli bir şeyler okuyacağımı düşünmüştüm, yanılmadım da.Alfa Ayının Kabileleri (Clans of the Alphane Moon) akıl sağlığı ve delilik arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran ve ikisinin yerlerini değiştirip neyin gerçek neyin ise akılalmaz olduğunu düşünmemize yol açan ve bunu da eğlenceli bir uzay macerasıyla süsleyen bir bilim kurgu romanı. Kitabın çıkış noktası yazarın bir başka öyküsü olan "Shell Game."
Chuck Rittersdorf, psikolog ve aynı zamanda evililik danışmanı olan karısından henüz boşanmış bir "CIA ajanıdır" ve çeşitli vesilelerle yolu, Dünya'nın en tanınmış komedyeni olan Bunny Hentman ile kesişir ve ardından kendini Alfa sistemindeki Alfa III M2 uydusunda bulur. Bu küçük kütle de aslında Dünyalılar ile Alfalalılar arasında çekişmeye yol açan bir sömürgedir, ve her iki taraf da uyduyu tekrar ele geçirmeye niyetlidir. Tüm bunların üzerine Alfa III M2'nin dünyalılarca bir süre tımarhane olarak kullanılmış ve sonra içindekilerle birlikte kendi haline terk edilmiş olması da eklenince uzay macerası dediğimde ne anlatmak istediğimi gösterebilmişimdir umarım.
Kitap, Alfa III M2'deki kabilelerin temsilcilerinin bir araya geldiği bir toplantıyla açılıyor. Ob-komlar, Paralar, Manlar, Depler, Hebler, Poliler ve Şizler temsilcilerini, gezegenin yönetimi hakkında karar alacak olan bu konseye göndermişlerdir. Başlangıçta burasının gezegen boyutlu bir tımarhane olduğunu bilmediğimizden, delegelerin davranışları bize garip gelmekle birlikte akıllı olan ile benzerlikleriyle yutması zor bir hiciv içeriyor. Kitaptan, psikolog Dr. Rittersdorf'un Alfa III M2'ye indiğinde gözlemlerinden bahsettiği bir alıntıyla kabilelerin neleri temsil ettiğine göz atacak olursak sanırım durum daha da açık bir hal alacak:
"Geliştirdiğim teoriye göre" dedi Mary, "varolan birkaç ruh hastalığı alt kategorisi, bu dünyadaki antik Hindistan'dakine benzer sınıflar olarak iş görüyor olmalı. Hebefenikler, dokunulmazlara denk olmalı. Manikler savaşçı sınıf olsa gerek, korkusuzlar, en yüksek sınıflardan biri... Paranoyaklar, daha doğru bir tabirle paranoid şizofrenikler, devlet adamlar sınıını oluşturuyor olmalılar. Siyasi ideolojiyi ve sosyal planlamayı onlar üstlenmişler. Gene dünya görüşünün bekçisi paranoyaklar. Basit şizofrenlere gelince... Onlar da şair sınıfına denk düşüyordur, bir kısmı dini kahin işlevi görse de... Polimorfik şizofreni hastları ise toplumun yaratıcı üyeleri olarak, yeni fikirlerin üretilmesini sağlıyor olmalılar. Aşırı önemsedikleri fikirlere sahip olan birileri de vardır; obsesif-kompulsif nevrozun gelişmiş biçimlerini taşıyan psikotikler... Bu insanlar da toplumun memurları ve bürokratları olarak, hiç yeni fikir üretmeden tören niteliğindeki işlevleri yerine getiriyorlardır. Bunların muhafazakarlığı polimorf şizofrenlerin radikalizmini dengeleyerek topluma bir istikrar kazandırıyordur."Dr. Rittersdorf, Dünyalılar tarafından düzenlenen operasyon dahilinde Alfa III M2 delegeleriyle görüşürken onlara, burasının bir tımarhane ve kendilerinin de deli olduğu gerçeğini hatırlatır. Ardından Para delegesi Baines ona "Quid est veritas?" diye sorar. Gerçek nedir? Bu an, kitabın dünyalıların normalliğini sorguladığı önemli anlardan biridir. Ayrıca kitabın sonunda doktorun da ruh hastası çıkması ironik bir durumdur.
"Yani insan bu işin pekala da yürüyeceğini düşünebilir," dedi Mageboom, anlamı belirsiz bir jest eşliğinde, "Bizim Dünya'daki toplumumuzdan ne farkı olabilir?"
Doğrusu iyi bir soruydu bu.
Tüm bu kargaşa ve savaşın sonunda kahramanımız Chuck, görece mutlu bir sona erişir. Eski karısı Mary ile birlikte Alfa III M2'de kendine özgü bir kabile başlatacaktır. Normal insanlardan oluşan bir kabile. Normlar. Deliler arasında yaşamayı seçen "normal" insanlar. Bu noktada ise artık normal olmakla deli olmak iç içe girmiş ve ters-yüz olmuştur.
Da Vinci Tepeleri, Adolfkent, Gandiköy, Cotton Mather Evleri... Kabilelerin yaşadığı yerler de ruh hastalıklarıyla özdeşleştirdikleri tarihsel kişiliklerden gelmektedir. Chuck da bu doğrultuda kendisine en uygun gelen ismi seçer.
"Kendi yerleşimimi kuracağım," dedi Chuck. "Adını Thoma Jeffersonkent koyarım. Mather Depti, Da Vinci Mandı, Adolf Hitler Paraydı, Gandi Hebdi. Jefferson ise..." Doğru kelimeyi aradı "Norm. Evet, Thomas Jeffersonkent olacak, Norm yerleşimi."
Philip K. Dick ile romanını birlikte yorumlayacak olursak, yazarın kendisinin de -tıpkı kitabındaki Şziler gibi- görmeler gördüğünden bahsetmesi ve bir paranoyak olması (öyle ki yazar bir keresinde evinin gizli servis tarafından soyulduğun ve bazı belgelerinin çalındığını söylemiş, ardından da bunu kendisinin yapmış ve unutmuş olabileceğini belirtmiştir.) da bu kitabın bir delinin elinden çıkmış olması ihtimaliyle birleşip tüm bu hicvi daha da derin ve acı kılar.
Kitap ilk olarak 1964 yılında Türkçe olarak basılmış ardından 2002 yılında Metis Yayınları tarafından 975-342-362-4 ISBN ile yeniden yayımlanmış.
Toplumsal hicvin her satırında hissedildiği bu bilim kurgu roman aynı zamanda delilere özgü espri anlayışıyla okurken eğlenceli vakit geçirmenizi de sağlıyor.
Etiketler: bilim kurgu, makale, philip k dick
Eğer bu yazı ilginizi çektiyse edebiy.at eposta bültenine abone olun.




0 Yorum:
Yorum yaz
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Anasayfa